Lalapaşa Camii önünde toplanan grup, ellerinde Filistin bayrakları ve çeşitli pankartlarla Yakutiye Medresesi önüne kadar sessiz yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe sağlık çalışanlarının yanı sıra vatandaşlar da katıldı.

"Bir kez daha meydanlardayız"

Grup adına açıklama Atatürk Üniversitesi 5. sınıf öğrencisi Hakan Sümbül, Gazze’de yaşananlara dikkat çekerek, "Bizler, Erzurum Sessiz Yürüyüş Ekibi olarak; haftalardır süren sarsılmaz bir kararlılıkla, zamanın ve mekânın rehavetine kapılmadan bir kez daha meydanlardayız! Bugün burada sadece sesimizi duyurmak için değil; yorulan kalplerimizi uyandırmak, uyuşan zihinlerimizi diriltmek ve hepimizi derinden sarsması gereken acı gerçeklerle bir kez daha yüzleşmek için toplandık. Bizler her yeni güne güven içinde uyanıyor; işimize, okulumuza gidiyoruz. Arkadaşlarımızla özgürce buluşuyor, çocuklarımızın başını huzurla okşuyor, eş ve dostlarımızı korkusuzca ziyaret edebiliyoruz. Bizim için son derece sıradan olan bu anlar, ne yazık ki yanı başımızdaki bir coğrafyada ulaşılamaz bir hayale dönüştü. Dönüp bir de Gazze’ye bakalım: Bir damla temiz su bulabilmenin, bir lokma kuru ekmeğe ulaşabilmenin ölüm kalım savaşına dönüştüğü yerdir Gazze... Annelerin, babaların her an evladını kaybetme korkusuyla nefes aldığı; masum yavruların, üzerlerine yağacak bombaların dehşetiyle uyumaya çalıştığı çileli memleket Farkında mıyız ? Eskisi kadar haber alamıyoruz Gazze’den . Neden mi? Çünkü gerçeği dünyaya haykıracak gazetecileri hedef aldılar, basın özgürlüğünü yıktıkları binaların enkazına gömdüler. Fakat ekranlar sussa da, haberler kesilse de değişmeyen tek bir acı hakikat var: Gazze’de ateşkes yok, Gazze semalarından hâlâ bombalar yağıyor ve hâlâ mazlumların kanı toprağa akıyor! Şimdi vicdanlarımıza şu ağır soruyu sormak zorundayız: Onların yaşadığı hayatsa, bizim sürdürdüğümüz bu telaş nedir? Bizimki hayatsa, onların her gün imtihan edildiği bu vahşetin adı nedir? Aynı gök kubbenin altında yaşayıp, nasıl bu kadar ayrı dünyaların insanları olabiliyoruz?" ifadelerini kullandı.

"Gazze’yi iliklerimize kadar tanımak zorundayız"

Gazze’ye ilişkin açıklamalarını sürdüren Sümbül, "Çünkü bizler; ne dostumuz Gazze’yi, ne de düşmanımız İsrail’i hakiki manada tanıyabilmiş değiliz! İnsan, ancak tanıdığı ve iyi olduğunu gördüğünü bağrına basar, onun derdiyle dertlenir. Tanıdığı ve kötü gördüğünü de düşman bilir, gerektiğinde karşısında dimdik yerini alır. O halde Gazze’yi sevmek, çocuklarımıza sevdirmek, o destansı direnişi bir izzet abidesi olarak nesillerimize aktarmak istiyorsak; önce Şehitler Şehri Gazze’yi iliklerimize kadar tanımak zorundayız. Aynı şekilde; katil İsrail’i ve onun işbirlikçilerini de çok iyi tanımak ve herkese tanıtmak zorundayız. Karşımızdaki bu yapının; insanlığın bünyesine musallat olmuş en azılı, en radikal ve en ırkçı bir zehir olduğunu evlatlarımıza, küçük kardeşlerimize bıkıp usanmadan anlatmalıyız. Gazze’deki vahşeti yalnızca ekranlardan seyrederek kahrolamayız. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi; kötülüğü ya elimizle düzelteceğiz, gücümüz yetmiyorsa dilimizle haykıracağız, ona da yetmiyorsa kalbimizle buğzedeceğiz! İşte boykot, bu kötülüğe elimizle müdahale etmektir! Boykot; kardeşimizi katleden kurşuna, o bombaya, o uçağa bir kuruş dahi finansör olmamaktır. Dünyevi heveslerimizden vazgeçmek, maddi ve manevi boykottan zerre taviz vermemektir. Şiarımız bellidir: Seccadede dua, çarşıda ve markette boykot! Boykotumuzu sarsılmaz bir kararlılıkla sürdürecek, zihnimizi ve neslimizi bu şuurla eğiterek her daim Hakk’ın yanında duracağız. İnanın, Gazze’de olanları idrak edebilirsek, ümmetin zulüm altındaki diğer coğrafyalarını da anlamamız ve omuz vermemiz çok daha kolay olacaktır" diye konuştu.

"İlk kıblemiz Beytülmakdis’i mutlaka ziyaret edin"

Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya ilişkin de konuşan Sümbül, "Kudüs’e yüz sürmüş, o mübarek havayı solumuş bir kardeşiniz olarak sizlere gönlümden kopan şu hakikati de ifade etmek isterim: Eğer imkânınız varsa, ilk kıblemiz Beytülmakdis’i mutlaka ziyaret edin. Gidemiyorsanız bile, gidenlere vesile olun. Bu, ömrünüze bereket katacak, kalbinizde silinmez bir iz bırakacak en kıymetli adımlardan biridir. Zira binlerce sayfa kitap okusanız, sayısız belgesel izleseniz de; oraya bizzat gidip o mübarek topraklara ayak basmanın, Mescid-i Aksa’nın taşlarına dokunmanın yerini hiçbir şey tutamaz. Ekranın soğukluğu ile o toprağın manevi sıcaklığı asla bir değildir. Okumakla yaşamak arasındaki o ince ama derin uçurumu ancak gidenler bilir. Orada bulunmak, turistik bir seyahat değildir; adeta bir ribat, manevi bir nöbettir! Zulmün gölgesinin uzandığı, gözyaşının dinmediği o coğrafyada; mazlum kardeşlerinizin omuzlarına dokunup "Yalnız değilsiniz, ben de buradayım!" demek, sıradan bir ziyaretin çok ötesinde muazzam bir şereftir. O topraklarda atılan her adım, kılınan her namaz, dökülen her damla gözyaşı; zalimin yüzüne haykırılmış sessiz ama en gür sedalı bir direniştir. Siz niyet edip gönlünüzü açarsanız, Kudüs kendisini size en güzel haliyle tanıtacaktır. Oraya giden sadece taştan bir şehir görmez; devasa bir tarihi, mukaddes bir davayı ve kocaman bir yüreği görür. Ve inanın bana, oradan dönen hiç kimse eskisi gibi olmaz. Yeter ki niyet edin, dertlenin; göreceksiniz ki o mukaddes yollar sizlere de açılacaktır" dedi.